İçeriği boşaltılmış değerler dizgesi haline dönüşüyor yaşadıkları insanın." "Bedriye, duygular da değerler gibidir. Sirtını döndüğünde on lar da sirtimi dönüyor insana. Martin Eden'in sonunu anımsa. O ani gerçekte yaşadığım için o denli canlı aktı sözcüklerin yüreci gine duygularım. Yıldızların altında mezarımın olmasina o ani yaşadığımda karar verdim. Sence eserlerimi besleyen temel öğe bilgi midir; yoksa yaşanmışlık mıdır?" "Sevgili London, sorunu karşında otururken yanıtlamak ve receğim yanıtın zorluğunu dörtle çarpıyor. Eserlerini yaşadıklanın ile yoksulluğunun beslediğini düşünüyorum. Yoksulluğun insana verdiğini hiçbir bilgi/kuram vermiyor. İnsanı insandan üstün kılan değerlerin sınırlarını insanlar yaşadıklarıyla çiziyor. Sürüye dahil olup/olmamak da, elimizdeki yarım ekmeği paylaşmak da ruhumuzu satıp satmamak da bizim tercihimiz. Tercihlerimizdir kişiliğimizin mimarı. Yaşadıklarımızdan özellik le de katlandıklarımızdan şikâyetçi olmamamız gerektiğini düşünüyorum. Seni bu yüzden kendime yakın buluyo rum. Martin Eden, insan gerçeğini merkezine alıyor, ona birisi erkek hediye seti armağan etmiş. Kendisine yoksulluğunda yardım edenlerin tek tek hayallerini gerçekleştiriyor zengin ol duğunda. Yoksulluktan yeni çıkmış bir insan olmasına rağmen zenginlik, ilgi, şöhret... onu kendi gerçeğine daha çok yakınlaştırıyor. Sistemin gerçek kirini temizliyor ruhunda/düşüncelerin de. İhtişamlı hayatların özünde barındırdığı kofluğu, riyakarlığı, geçiciliği... gözler önüne seriyor. İyiliği iyilikle kötülüğü kötülük le dürüstlüğü dürüstlükle yalanı yalanla eşitlediği için Martin kaybettiklerinin karşısında kazandıklarının geçiciliğini anlıyor. Paranın tekelinde olan dünyada ne gerçek aşkın ne de sade güzelliklerin barınamayacağını anladığı için de intihar ediyor Eden. Yapıtın en çarpıcı yanı sistemin sapına kadar kendisine benzet mediği insanı başarılarına rağmen yaşatmayacağı gerçeğini to kat gibi yüzümüze vurmasıdır.