Kur'an 58 e 17 ''Başbaşa vermiş hiç bir üç kişi yoktur ki bunların dördüncüsü Allah olmasın;Hiç bir beş kişi yoktur ki altıncısı O olmasın.Ne bundan az,ne bu ve ne de bundan çok kişi yoktur ki nerede bulunursa bulunsunlar Allah onlarla beraber olmasın''. ''Ne konuşulanlara kulak vereceksin! ''Ne de yolundan olacaksın! BÖLÜM 1: İNANAN BİR İNSANIN TEMEL ÖZELLİKLERİ 1. İnanç ve teslimiyet Yalnızca Allah’a kulluk eder ve yalnızca O’ndan yardım ister. Allah’a ortak koşmaz, ahirete inanır ve yaptıklarının hesabını vereceğinin bilinciyle yaşar. İnancını baskı ve zorlamayla başkalarına kabul ettirmeye çalışmaz. 2. Doğruluk ve güvenilirlik Verdiği sözü tutar, kendisine bırakılan emaneti korur. Yalan, iftira, zan, gıybet ve insanların gizli hâllerini araştırmaktan uzak durur. Doğru bildiğini gizlemez ve şahitlik ederken kendi veya yakınlarının aleyhine dahi olsa doğruluktan ayrılmaz. 3. Adalet İnsanlar arasında adaletle davranır. Bir kişiye veya topluluğa duyduğu öfke ve düşmanlığın kendisini haksızlığa sürüklemesine izin vermez. Ölçü ve tartıda dürüst davranır, insanların hakkını ve malını eksiltmez. 4. Merhamet ve yardımlaşma Anne ve babasına güzel davranır; onları incitmez. Yetimi, yoksulu, çaresizi ve ihtiyaç sahibini gözetir. Bollukta da darlıkta da paylaşır. Sevdiği şeylerden verebilir ve yaptığı iyiliği insanların başına kakmaz. 5. Güzel ahlak Alçak gönüllüdür. İnsanlarla güzel konuşur, kimseyi küçümsemez ve alay etmez. Öfkesini kontrol eder. Kendisine cahilce davranıldığında aynı şekilde karşılık vermek yerine gereksiz tartışmadan uzaklaşır. Faydasız ve boş işlerden yüz çevirir. 6. Can, mal ve namus dokunulmazlığı Haksız yere hiçbir cana kıymaz. Zinaya yaklaşmaz. Başkasının malına, özellikle yetimin hakkına el uzatmaz. Helal ve temiz olanı tercih eder. 7. Borç ve ekonomik ahlak Borçlu gerçekten güçlük içindeyse ona zaman tanır. İmkânı varsa borcu bağışlamayı tercih eder. Ticarette insanların hakkını eksiltmez; kazancını haksızlık üzerine kurmaz. 8. Bilgi, düşünce ve araştırma Okur, öğrenir ve düşünür. Yaratılışın nasıl başladığını araştırır. Gökyüzüne, doğaya, canlılara ve yaratılıştaki delillere dikkatle bakar. Kendisine bildirilen ilahi mesajı özenle ve düşünerek okur. 9. Toplumsal sorumluluk İnsanları iyi ve güzel olana çağırır, kötülükten sakındırır. İnancı maddi kazanç aracına dönüştürmez. Toplumu ilgilendiren meselelerde başkalarıyla danışarak hareket eder. İnsanların dinî duygularını çıkarları için kullananlara karşı dikkatli olur. 10. Sabır ve mücadele Zorluk, sıkıntı ve darlık karşısında sabırlıdır. İnandığı doğrular uğrunda malıyla ve imkânlarıyla çaba gösterir. Dünya hayatının geçici cazibesinin kendisini yanıltmasına izin vermemeye çalışır. 11. İbadet ve iç disiplin Namazını kılar, Allah’ı hatırlar ve bağışlanma diler. İbadeti yalnızca şekilden ibaret görmez; inancının davranışlarına, ahlakına ve insanlarla ilişkilerine yansımasına önem verir. Özet İnanan insan yalnızca inancını dile getiren kişi değildir. Adaletli, güvenilir, merhametli, paylaşımcı, sabırlı, araştıran, hakkı gözeten ve öfkesini kontrol edebilen insandır. İnancının ölçüsü yalnızca söyledikleri değil; insana, topluma, mala, bilgiye, adalete ve Allah’a karşı nasıl bir hayat yaşadığıdır. BÖLÜM 2: KUR’AN’A GÖRE KÖTÜLÜK PROBLEMİ “Eğer Allah iyi ve her şeye gücü yetense, dünyada neden kötülük var?” sorusu sıkça sorulur. Kur’an bu soruya dünyayı nihai adalet yeri olarak değil, bir imtihan alanı olarak cevap verir. Bu dünyada her iyiliğin ödülü hemen verilmez, her kötülük de anında cezalandırılmaz. Çünkü hesap ölümle bitmez; ahiret, adaletin tamamlandığı alandır. Kur’an’a göre kötülüğün önemli bir kısmı insanın özgür iradesinden kaynaklanır: zulüm, savaş, haksızlık, ihanet, kul hakkı... Allah insana seçim hakkı vermiştir; seçim varsa yanlış yapma ihtimali de vardır. Bazı olaylar ise ilk bakışta kötü görünse de, insan olayların bütününü göremez. Kur’an’daki Musa-Hızır kıssası bunun güçlü bir örneğidir: görünürde kötü olan bazı olayların arkasında daha büyük hikmetler olabilir. Aslında insanın durumu biraz satranç oyunundaki oyuncuya benzer. Tahtada yalnızca önündeki birkaç hamleyi görebilir ve bazı hamleleri anlamsız ya da yanlış sanabilir. Oysa büyükusta oyunun tamamını, ileride oluşacak tüm ihtimalleri hesap eder. Biz hayat tahtasında sadece birkaç hamleyi görürüz; Allah ise bütün resmi bilir. “Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır; sevdiğiniz bir şey de sizin için şer olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 2:216) Kur’an’ın yaklaşımı şudur: • Dünya = kusursuz adalet yeri değil, sınav alanı • İnsan = özgür iradeli varlık • Allah = her şeyi kuşatan bilgi sahibi • Ahiret = nihai adaletin gerçekleşeceği yer Bu yüzden Kur’an perspektifinde kötülüğün varlığı, Allah’ın yokluğunu değil; insan bilgisinin sınırlılığını ve hayatın daha büyük bir planın parçası olduğunu gösterir. Kısaca: Biz hikâyenin sadece bir bölümünü görüyoruz; Allah ise tamamını bilir. BÖLÜM 3: TOPLUM SÖZLEŞMESİ VE KUR’AN: ÖZGÜRLÜK, ADALET VE YÖNETİM Rousseau, “İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur” diyerek insanın özgürlüğü ile toplum ve otorite arasındaki ilişkiyi sorgular. Kur’an’da ise insan irade ve tercih sahibi bir varlık olarak ele alınır; ancak bu özgürlük sınırsız değildir. İnsan tercih eder ve tercihinin sorumluluğunu taşır. İkinci önemli nokta hak arama meselesidir. Rousseau’ya göre özgürlüğü haksız biçimde elinden alınan insanın onu geri isteme hakkı vardır. Kur’an da haksızlığa uğrayan kişinin hakkını savunmasına izin verir; fakat bunun sınırını adalet belirler. Hakkını aramak başka, hakkını ararken yeni bir haksızlık yapmak başkadır. Toplum ve devlet konusunda ise önemli bir ayrım ortaya çıkar. Rousseau, insanların bir araya gelerek toplumu ve siyasal düzeni oluşturmasını toplum sözleşmesi üzerinden açıklar. Kur’an doğrudan böyle bir siyasal sözleşme teorisi ortaya koymaz; bunun yerine toplumsal ve siyasal ilişkilerde adalet, emanet ve istişareyi temel ölçüler olarak öne çıkarır. Yönetici açısından da benzer bir sonuç vardır: Yönetmek, insanlara sahip olmak değildir. Rousseau’da yöneticinin meşruiyeti toplumla ilişkilendirilirken, Kur’an’da yönetim bir üstünlük ayrıcalığından ziyade adaletle yerine getirilmesi gereken bir emanet ve sorumluluk olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla Rousseau ile Kur’an’ı tamamen aynı noktaya koyamayız. Ancak özgürlük, hak arama, adalet, iktidarın sınırlandırılması ve yöneticinin sorumluluğu konularında önemli kesişmeler görebiliriz. Benim bu okumadan çıkardığım düşünsel zincir ise şu: Özgürlük → Hak arama → Toplum → Devlet → Yönetim → Adalet → Sorumluluk Belki de asıl soru şudur: “İnsan özgürlüğünün bir kısmını birlikte yaşayabilmek için sınırlandırıyorsa, yöneticinin gücünü kim ve ne sınırlandıracaktır?” BÖLÜM 4: KAPİTALİZM VE BİZİM EKONOMİ MODELİMİZ Kapitalist sistem, insan ihtiyaçlarının sınırsız, kaynakların ise sınırlı olduğunu kabul eder. Bizim modelimiz ise tam tersini savunur: İhtiyaçlar sınırlı, kaynaklar sınırsızdır; sınırsız olan insanın ihtiraslarıdır. Kapitalizmde para ağırlıklı olarak mübadele ve değer saklama aracı olarak görülürken, bizim modelimizde para aynı zamanda üretimi ve ekonomik hayatı harekete geçiren bir güçtür. Temel hedefimiz, paranın maliyetsiz ve toplumun bütün kesimleri için erişilebilir olmasıdır. Modelimiz faizi ekonomik bir hastalık olarak görür. Çünkü esas olan parayla para kazanmak değil, üretimle para kazanmak ve kaynakların belirli ellerde tekelleşmesini önlemektir. Devlet ise ekonominin dışında duran bir yapı değil; gerektiğinde piyasaya müdahale ederek özellikle dar gelirli kesimlerin tüketim gücünü destekleyen aktif bir iradedir. Üretim tüketimle dengelenmeli ve insanlar varlık içinde yokluk çekmemelidir. Bizim için gerçek ekonomik büyüme, yalnızca rakamların yükselmesi değildir. Gerçek büyüme; toplumun tamamının refah seviyesinin yükselmesidir. Kısacası hedefimiz; paranın ve kaynakların tekelleşmediği, üretimin desteklendiği, tüketim gücünün korunduğu ve ekonomik refahın toplumun tamamına yayıldığı bir düzen oluşturmaktır.