Merhabalar, Yedinci sayımız ile okuyucularımızla tekrar buluştuk. Bu sayımızın ilk yazısı Feminizm Dalgaları: İkinci Dalga Feminizm. Altıncı sayımızda Feminizm Dalgaları: Birinci Dalga Feminizm yazı dizisinin devamı olarak sizlerle buluştu. Feminizmin zaman içerisinde toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki alanlarda geçtiği yollar, cinsiyet rolleri üzerindeki etkilerini okuyucuyla paylaşmaya devam ediyoruz. Diğer yazımızda bilimde cinsiyetçilik konusu işlendi. DNA zincirinin çift sarmal yapısını hayatını tehlikeye atarak çektiği ilk DNA fotoğrafı ile kanıtlayan Rosalind Franklin'in bilim aşkı ve uğradığı haksızlığa şahit olacaksınız. Genetik biliminin bugünkü seviyesine gelmesinde çok önemli bir rol oynayan bu bilim kadını bilimde cinsiyet eşitsizliği konusunda da bizlere örnek oluşturdu.. Bir kadın saha çalışanımız cesaret ve samimiyetle çalıştığı ortamı, sahada yaşadığı zorlukları, umut ve umutsuzluklarını bizlerle paylaştı: Aydınlığın Arkasındaki Karanlık- Sahada Kadın Olmak Bu sayımızın Okuduklarımız, İzlediklerimiz, Önerdiklerimiz Bölümünde sizler için seçtiğimiz Hidden Figures Filminin özeti var. Çok da spoiler vermeden filmi seyretme arzusu uyandırıyor. Ayrıca filmin uyarlandığı kitap ile ilgili de bir fikir veriyor. SPE Londra - Enerjide Kadın Seminerinde yapılan sunumlar ve konuşmalar ile ilgili çok ilginizi çekeceğini düşündüğümüz bir yazımız daha var. Bu yazıda sektörümüzde dünyanın farklı yerlerinden cinsiyet eşitliği üzerine harika uygulamalar okuyacağız ve tüm kadın meslektaşlarımız için sevinç duyacağız... Sonraki yazımız İTÜ Gönüllülük Kulübü Üyesi kadın bir öğrencimizin Umut Okulu Projesini tanıtım yazısı. Üniversite öğrencilerinin eğitim, sanat, bilim ve beceri konularında köy okulları ile yaptıkları çalışmalar anlatılmış. İçimizi ısıtacak bir yazı. İyi okumalar. PMO Kadın Çalışma Grubu PEMBE BARET Petrol Mühendisleri Odası Kadın Çalışma Grubu Bülteni İÇERİK SAYFA 1-3 Feminizmin Dalgaları: İkinci Dalga Feminizm SAYFA 4-5 Bilimde Cinsiyetçilik SAYFA 6 Aydınlığın Arkasındaki Karanlık: Sahada Kadın Olmak SAYFA 7 Okuduklarımız, İzlediklerimiz, Önerdiklerimiz SAYFA 8-9 SPE Londra Enerji’de Kadın Semineri SAYFA 10-12 İTÜ Gönüllülük Kulübü Umut Okulu Projesi Bültenimizde yazı veya içerik paylaşmak ya da bülten hakkında geri dönüşlerinizi iletmek isterseniz pmo@pmo.org.tr adresine yazabilirsiniz. Şubat 2026, Sayı: 7 İkinci Dalga Feminizm Kadın Doğulmaz Kadın Olunur ve Özel Olan Politiktir. İkinci Dalga feminizmin en çok kullanılan iddialarıdır ve arkasında insanlık tarihi sürecinde kadın cinsinin nasıl ve neden öteki haline getirildiği ve özel hayatlarının nasıl politika malzemesi olarak şekillendirildiğini barındırır. Önceki sayımızda feminizm tarihine kısa bir giriş yapıp Birinci Dalga feminizmi yerimiz elverdiğince özetlemeye çalışmıştık. Bu sayıda İkinci Dalga feminizmi genel çerçevesi ile anlatmaya koyulduk. Birincisi, özel alan/kamusal alanın teorize edilmesidir. Kamusal alanı dönüştürmeyi ve bu alanda yer almayı hedeflerken, İkinci Dalga özel/mahrem alanın da dönüştürülmesi gerektiğini ve dönüştürülebileceğini ortaya koymuştur. (Ayşe Düzkan 2021) Birinci Dalga feminizm yüz yıllara yayılan bir süreç sonunda eğitim ve siyasi alanda elde edilen kazanımlar sonrasında ve iki büyük savaşın da etkisi ile durulma ve hatta çekilme sürecine girmiştir. Fakat ne yazık ki yasalarla belirlenmiş bu haklar toplumsal normlar, cinsiyetçi bakış açısı, örf ve adetler nedeni ile bütünüyle uygulanamamış özetle kağıtta yazılı olarak kalmıştır. İş hayatına katılan kadınlar erkeklerden çok daha düşük ücret almakta, bakım emeğini sürdürmeye devam etmekte, kamusal alanda bir çok yasakla karşılaşmaktadır. Savaşlar süresince kadınlar erkeklerden boşalan koltuklara oturup onların görevlerini yürütmüşler barış dönemi gelince yine o görevleri devretmiş olsalar bile erkek işi diye kabullenilen işleri yapabileceklerini görüp deneyim ve özgüven de kazanmışlardır. Sayfa 1 FEMİNİZMİN DALGALARI Fransız düşünür Simone de Beauvoir İkinci Cinsiyet (Deuxième Sexe, Second Sex) (1949) adlı eserinde erkek egemenliğinin ayrıntılı bir analizini yapmış “Kadın doğulmaz, kadın olunur” diyerek cinsiyetin biyolojik değil toplumsal bir anlayış olduğunu ortaya koymuştur. Bu eser sonradan feminizmin en önemli ilham kaynağı olmuştur. Aynı zamanda ekonomik özgürlüğü olan ve iyi eğitimli kadınların dahi birçok yasakla karşılaştığını ileri süren Amerikalı yazar Betty Friedan’ın, kadınların durumunu “bir adı olmayan sorun” olarak tanımladığı ve kadına benlik kazandıracak şeyin sadece kendisinde olduğunu savunduğu 1963 tarihli Kadınlığın Gizemi (The Feminine Mystique) adlı eseri, feminist hareketin bu dönemde yeniden hareketlenmesine katkı sağlamıştır. Ayşe Düzkan, Hannam 2007 s. (13) aktaran Bayraktar, 2023 ss.49-56) FEMİNİZMİN DALGALARI Önceki sayfadan devam 1960’lı yıllarda Kapitalizmin yaygınlaşması ile daha kadın iş gücüne duyulan ihtiyaç artmış olmasına rağmen genel olarak erkeğin merkezinde olduğu bir sistem olması nedeniyle var olan ayrımcılığın daha da artmasına neden olmuştur. Feministler, eşit bir toplumun savunuculuğunu yapan Politik mücadelenin odağına farklı öncelikleri yerleştirmiş örgütlerin içinde de var olmuş emperyalizm karşıtı yapılanmalarla birlikte hareket etmişlerdir. Hak mücadelesini politikanın dışındaki alanlara taşımış, yeni mücadele araçları oluşturup var olan araçları dönüştürmüştür. Bu dönemde feministler sadece kapitalist sisteme karşı mücadele vermemiş, aynı zamanda ırk, sınıf ve cinsiyetçi anlayışlarla da mücadele etmişlerdir. Sinema, edebiyat, plastik sanatlar, felsefe gibi alanlarda cinsiyetçi yaklaşımı sorgulamış, erkek egemenliğinin tanımını yeniden yapmıştır.. Dünyada yükselen düşünce akımları ile etkileşime geçerek liberal, radikal, marksist, sosyalist feminizm gibi her biri kadın haklarının farklı kıstaslarını merceğine yerleştirip teoriler geliştirmiştir. Liberal feminizm kapitalist ekonomi sistemi esas kabul edip hem ücretli çalışıp hem de ev işlerini üstlenmenin yarattığı adaletsizliğe, radikal feminizm kadınların bedenlerinin haklarını elinde tutmalarına ırksal, etnik ve sınıfsal olarak ayırılmaksızın sadece kadın kimliklerinden ötürü ayrıştırıldığını ve baskı altına alındığını ileri sürmüştür, Özel(Mahrem) Olan Politiktir ifadesi de bu akımın düşüncesinin bir özeti gibidir. Marksistler kadınlar arasında farklılıkların dikkate alınmadığını ifade ederken Sosyalist feministler radikal ve marksist görüşleri bütünleştiren bir yaklaşım göstermişlerdir. (Giddens 2008 S.517, aktaran Bayraktar, 2023 ss.49-56) Sayfa 2 Sayfa 3 FEMİNİZMİN DALGALARI Referanslar Bayraktar, G. (2023). The transformative role of the second wave feminist movement in the development of feminism. Advances in Women’s Studies, 5(2), 49-56. Erişim: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3676801 Düzkan, A. (2021) “Feminizm”. Feminist Bellek. Erişim: https://feministbellek.org/feminizm/ Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW). 1979. Erişim: https://www.aile.gov.tr/media/35256/kadinlara-karsi-her-turlu- ayrimciligin-onlenmesi-sozlesmesi-ve-ihtiyari-protokolu.pdf Millett, K. (2000). Sexual politics. University of Illinois Press. Beauvoir, S. de. (1983). İkinci cinsiyet (B. Tokay, Çev.). İstanbul: Say Yayınları. (Orijinal çalışma 1949) Walters, M. (2005). Feminizm. Dost Kitabevi. Aramızda Derneği Nedir Bu Feminist Dalgalar-5, 2021 Alev Özkazanç https://www.youtube.com/watch?v=CchUV3wE0r0&t=604s Bu dönemin en önemli kazanımlarından biri de uluslararası düzlemde Birleşmiş Milletler’in (BM) 1975 yılını kadın yılı sonrasındaki 10 yılı da kadın 10 yılı olarak kabul etmesidir. BM Genel Kurulu 1979 yılında CEDAW (Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women) Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığı Önleme Sözleşmesi’ni yayınlayarak kabul etmiştir. Türkiye bu sözleşmeyi 1985 yılında imzalamıştır. (Alev Özkazanç) İkinci Dalga Feministler tarafından yürütülen hareketin örgütlenme biçimi dikkat çekicidir. Geleneksel anlayışa göre kadınların birbirlerini suçlamadan bir araya gelme ve suçlu olarak önce kadınları görme eğilimi, birlik oluşturmalarının önündeki temel zorlayıcı engel olarak kabul edilmesine rağmen bu dönemde değişik hayat stilleri, dünya görüşleri olan ve farklı kültürlerden gelen kadınlar bir bütün olarak mücadele gösterdikleri görülür. Kadınlar küçük gruplar halinde düzenli bir araya gelmişler ve Bilinç Yükseltme Grupları (consciousness-raising groups) olarak adlandırılan buluşmalarla kendi deneyimleri hakkında konuşarak birbirlerinin sorunlarını anlamaya çalışmışlardır (Walters, 2005, ss. 155–157, aktaran Bayraktar, 2023, ss. 49–56). Bilinç yükseltme; farklı siyasi ve sosyal kültürlere sahip kadınların kendilerini birleştiren ve ayrıştıran şeylerin politik düzeyde toplumsal bir çıkmaz olduğunun farkına varmalarına, toplumsal alandaki cinsiyet rollerinin tekil şahısların üzerindeki etkilerinin anlaşılmasına ve bu şekilde birbirlerini yargılamadan “kız kardeş” (sisterhood) olunmasına vesile olmuştur. (Millett 2000, s. 106). Bilinç yükseltme toplantılarına katılan kadınlar, yaşadıkları sıkıntıları diğer kadınlarla paylaşarak rahatlasalar da asıl amaçları terapiden ziyade, kendi deneyimlerinin görünür kılınması, sorunlarının kişisel olmadığının anlaşılması ve ortak uzlaşı noktalarının belirlenmesidir. --- Ülker AYDIN KALFA Önceki sayfadan devam DNA'yı ve özellikle DNA zincirinin çift sarmal yapısını anlamamız, yeryüzündeki yaşam anlayışımızı şekillendiren en temel unsurlardan biri olmuştur. Kendimize, bitkilere ve hayvanlara bakış açımızı devrim niteliğinde değiştirmiş, tıp ve sürdürülebilir tarıma yaklaşımımızı dönüştürmüştür. İlk olarak bilim insanları Francis Crick ve James Watson tarafından keşfedilmiş ve bu keşifleri nedeniyle 1962'de Kimya Nobel Ödülü'nü kazanmışlardır. Ancak onların öyküsünde, ödül verilmeden önce vefat eden, hesaplamaları ve ölçümleri keşifte önemli bir rol oynayan üçüncü bir öncü bilim insanının, İngiliz kimyager ve kristalograf Rosalind Franklin'in katkıları genellikle göz ardı edilir. Franklin'in temel çalışmaları, kim olduğumuza dair anlayışımızın temellerini atmıştır; bu, derin felsefi ve bilimsel öneme sahip bir keşiftir ve yankıları bugün bile güçlü bir şekilde duyulmaktadır. Kristal Küreye Bakma 1920'de Londra'da önde gelen bir İngiliz Yahudi ailesinde doğan Rosalind Franklin, o dönemde kızlara fizik ve kimya öğreten az sayıdaki kurumdan biri olan St Paul's Kız Okulu'na gitti. Gerçekten de, Franklin 15 yaşında bilim insanı olmak istediğini biliyordu, ancak babası o dönemde kadınların böyle bir kariyer yapmasının zorlukları nedeniyle onu aktif olarak caydırmaya çalıştı. Bununla birlikte, Cambridge'deki Newnham Koleji'nde kimya okumaya devam etti. Üniversiteden sonra Franklin, çeşitli bilimsel araştırma pozisyonlarında çalıştı, ancak belki de en önemlisi 1947'de Paris'te X-ışını kristalografisi araştırmacısı olmasıydı. X- ışını kristalografisi, kırınım yapan X-ışını ışınlarının açılarını ve yoğunluklarını ölçerek bir kristalin atomik ve moleküler yapısını belirlemek için kullanılan bir tekniktir. Bu yöntem, hem inorganik hem de organik malzemelerin yapısını incelemek için kullanılmış ve hatta günümüzde yeni aktif bileşenlerin geliştirilmesinde kullanılmaktadır. Kristalografi alanındaki deneyimiyle Franklin, 1951'de Londra'daki King's College'da burs kazanmak için İngiltere'ye döndü. Bursu başlangıçta proteinlerin X-ışını kırınım çalışmaları üzerine odaklanacak olsa da, King's biyofizik laboratuvarının yardımcı direktörü Maurice Wilkins'in özellikle saf bir buzağı timus DNA örneği elde etmesinin ardından plan değişti. Franklin'in ekibi bu DNA'nın kristalografik çalışmalarını gerçekleştirdi. Franklin ve yüksek lisans öğrencisi Raymond Gosling, röntgen cihazı ve mikro kamera kullanarak bu DNA örneklerini fotoğraflayıp analiz ettiler. Mayıs 1952'de, DNA'nın ve sarmal yapısının şimdiye kadarki en net kırınım görüntüsünü sağlayan, #51 numaralı çığır açan bir fotoğraf çektiler. Sayfa 4 BİLİMDE CİNSİYETÇİLİK Önceki sayfadan devam Bu fotoğraf, röntgen kırınım verilerinin hassas analiziyle birlikte, Crick ve Watson'ı üç sarmallı molekül fikrinden uzaklaşmaya ve bugün bildiğimiz DNA zincirinin çift sarmal modelini geliştirmek için gerekli hesaplamaları yapmaya teşvik etti. Kredi Krizi Ancak Franklin'in araştırma sonuçları, bilgisi dışında Crick ve Watson'a iletilmişti. Wilkins, Franklin'in detaylı gözlemlerini Cambridge Üniversitesi'ndeki Crick ve Watson'ın bir meslektaşına verilen gayri resmi bir raporda paylaşırken, Franklin aslında Gosling ile kendi çift sarmal modelleri üzerinde çalışıyordu, ancak bulgularını Temmuz 1953'te yayınladıklarında Crick ve Watson bilim dünyasını çoktan şaşırtmıştı. Watson, anı kitabı "Çift Sarmal"da Franklin'in verilerini izni olmadan kullandığını kabul etti. Ancak Franklin, bu konuda herhangi bir kırgınlık ifade etmedi ve modellerini kolayca kabul etti. Hatta daha sonra Crick ve eşiyle arkadaş oldu. Ne yazık ki, bu uzun süreli bir dostluk olmadı; Franklin, 1958'de trajik bir şekilde 37 yaşında yumurtalık kanserinden öldü. Hayatının son yıllarını DNA'dan uzak, virüsler ve özellikle de çocuk felci üzerine çalışarak geçirmişti. Watson daha sonra, Franklin daha uzun yaşasaydı, DNA'nın geliştirilmesine yaptığı katkılardan dolayı Nobel ödülüne layık görüleceğini söyledi; Crick ve Watson 1962'de ödülü aldılar. --- Algı GÜVEN BİLİMDE CİNSİYETÇİLİK Kaynakça Dünya Tarihi Ansiklopedisi “Rosalind Franklin: DNA'nın Eşit Ortak Keşfi mi?” Hiç Bilmediğiniz Şaşırtıcı Gerçekler “Rosalind Franklin'in DNA yapısını keşfi” Bayer “Rosalind Franklin: DNA çift sarmalının isimsiz kahramanı” Bioteknoloji Nedir “Rosalind Franklin” Sayfa 5 Çarpıcı bir başlık ile yazıya başlamak istedim. İnandığım kadarıyla zor konuları konuşmaya başlamak daima zordur, bu sebeple en iyi seçenek lafı dolandırmadan ortasından başlamak gibi duruyor. Evet “sahada kadın olmak” diye başlayan bir düşünce yazısında elbette ki “Kadını erkeği mi var her türlüsü zor.” diye düşünenler veyahut kadın lafını duyunca konforsuz hissedecekler olacaktır muhakkak. Yok saymak yerine konuşabilmeyi tercih ederek giriş yapıyorum. Enerji sektörünün inanılmaz coşkulu etkinlikleri, kutlamaları, seminerleri ve kamera önünde gösterişli bir yüzü var elbette. Enerji üretmek, satmak, dağıtmak, ekonomisiyle ilgilenmek uzun zamandır dünyamız için en gözde ve gerekli alanlardan bir tanesi. Bunlardan petrol sektörü ise oldukça iddialı yerini koruyor. Kritik, politik ve bir o kadar da güçlü olmasıyla hayatlarımızın kimi zaman farkında olarak, kimi zaman ise hiç farkına varmaksızın gündemimizin tam ortasına oturmuş durumda. Peki bu kadar iddialı bir sektörün hiç karanlık tarafını düşündünüz mü? Yerin kilometrelerce altında karanlığın ortasından çıkan gözlerde karanlık yansıma bırakan o madde nasıl çıkıyor sizce? Sahnenin arkasında gece-gündüz, tatil, bayram demeden ailesinden ve sevdiklerinden uzakta olan sondaj sahasında çalışan işçiler ve mühendislerin herkesten uzakta yaşadıkları stresi ve zorluğu konuşmanın vakti gelmedi mi? Dağ tepe demeden, sıcak-soğuk demeden bu zorlu koşullarda çalışan kadınlardan bahsedelim. Riskli şantiyelerin en başlarında gelen petrol sondajı sahalarında zorlu koşullarda çalışan kendileri azınlıkta ama yürekleri ve cesaretleri çok büyük olan o güçlü kadınlar... Psikolojik ve fiziksel açıdan oldukça ekstrem koşullara sahip bu çalışma yerlerinde, kalabalıkların arasında genellikle tek kadın olarak sahada bulunuyor olmak; çok büyük sorumlulukları, yanınızdakilerin ve kendinizin can güvenliğini, çok pahalı operasyonları sırtlanıyor olmak ve yüksek baskı stres altında çalışabiliyor olmak, kendi ailelerine güçlü görünmeye devam etmek demek. Gece-gündüz, soğuk-sıcak demeden devam eden operasyonların sorumluluğunun sırtlarında olması, gecenin bir vakti yarım yamalak uykularının ortasında uyandırılmak ve 5 dakika içinde çalışıyor durumda olmak... Herkes için zorlu olan bu koşullarda farklı kültür ve milletlerden insanlarla birlikte çalışmak durumundayken kadın olduğunuz için değil yetkin olduğunuz için orada olduğunuzu her defasında anlatmak zorunda olmayı kim hayal edebilir ki? Herkese insan olarak değer verdiğiniz ve saygı duyduğunuz bir eğitim sisteminin ardından hiyerarşik bir düzenin ortasında çalışmak durumundayken sadece görevinizi yapmak istediğiniz her gün, çalıştığınız kişilerin aile hayatlarına bir risk teşkil etmeksizin sadece mühendis olarak orada bulunduğunuzu adeta kanıtlamak zorundaymışçasına mesafeli tavırlarda bulunmanız gerektiğinin hissettirilen bir çalışma ortamında hayatta kalmak, iş yapmak... Bu korumaya çalıştığınız profesyonel çalışma şeklinizin ekip tarafından saldırgan, sert ya da burnu havada algılanması durumunda ne yapmalı? Ya da sıradan saygılı iletişiminizi kurduğunuzda yanlış anlamak isteyen kişilerin artmasıyla işinizi zorlaştırmaları da mümkün elbette. Gün sonunda iş devam etmeli ve başarılı şekilde tamamlanmalıdır. Peki işin devam etmesi için başarılı kadın çalışanlar nasıl yollar izlemişler? Her defasında bir şeyleri anlatıp açıklamak mümkün olmadığı zamanlarda iletişim anlamında pasifize olmuş, etrafından uzaklaşmış; ya da yanlış anlaşılmaktan çok yorulmuş, çok dışa dönük, baskın ve sinirli kişilere dönüşmüşler. Hangisidir sağlıklı olan ya da nedir doğrusu bilinmez ama seslerinin duyulmadığı, görülmedikleri, anlaşılmadıkları çok açık. Peki bu durumda genel inanışa göre sahada kadın olmak uğursuzluk mu getirir gerçekten yoksa sahada olmak başlı başına uğursuzluk ve memnuniyetsizlik midir? --- Bir saha mühendisinin gözünden Sayfa 6 AYDINLIĞIN ARKASINDAKİ KARANLIK: SAHADA KADIN OLMAK OKUDUKLARIMIZ, İZLEDİKLERİMİZ, ÖNERDİKLERİMİZ... Filmin kahramanları yalnızca kadın oldukları için değil, Afro-Amerikan oldukları için de çok katmanlı bir ayrımcılıkla karşı karşıyadır.O yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde yürürlükte olan ayrımcı uygulamalar (segregation) nedeniyle Afro-Amerikan çalışanlar kurumsal yapılarda sistematik olarak ayrıştırılıyordu. Filmde bu durum somut biçimde gösteriliyor: “colored” ibaresiyle işaretlenmiş ayrı tuvaletler, ayrı kahve makineleri ve ayrı çalışma alanları gibi. Katherine’in hesaplamaları yetiştirebilmek için kampüsün diğer ucundaki kadınlar tuvaletine yağmur altında koşmak zorunda kalması, yalnızca fiziksel bir mesafe değil; eşitlikten ne kadar uzak olunduğunun da sembolü olarak işlenmiştir. Film yalnızca engelleri değil, bu engellerin nasıl aşılabildiğini ve dönüşümün nasıl başladığını da gösteriyor. Katherine’in çalışmaları uzay görevinin başarısı için kritik hale geldiğinde, yöneticisinin tuvalet ayrımını kaldırması sembolik bir kırılma anıdır. Bu sahne, sistemin içindeki bir yöneticinin — yani bir müttefikin (ally) — konumunu kullanarak yapısal bir engeli ortadan kaldırabileceğini gösterir. Değişim bazen dışarıdan değil, içeriden verilen destekle hızlanır. Mary Jackson’ın mühendis olabilmek için yalnızca teknik yeterlilik göstermesi yetmez; “yalnızca beyazlara açık” bir okulda ders alabilmek için mahkemeye başvurmak zorunda kalır. Hakime yaptığı konuşma kişisel bir ayrıcalık talebinden çok, tarihin doğru tarafında yer alma çağrısıdır. O kapı aralandığında, yalnızca kendisi için değil, ardından gelecek genç kadınlar için de bir yol açılmış olur. Dorothy Vaughan ise dönüşen teknolojiyi erken fark eder. IBM bilgisayarlarının hesaplama dünyasını değiştireceğini öngörür, FORTRAN öğrenir ve ekibini de bu yeni döneme hazırlar. Resmi bir unvanı olmadan liderlik eder. Kimse ona ‘ilerle’ demez, o kendisi ilerler ve ekibini de yanında götürür. Bu, kolektif güçlenmenin ve dayanışmanın güçlü bir örneğidir. Film, bireysel azmin önemini vurgularken aynı zamanda şu gerçeği de hatırlatıyor: bazen küçük ama kritik destekler, müttefiklik (allyship) ve doğru zamanda verilen cesur kararlar daha geniş bir dönüşümün önünü açabiliyor. Değişim bir anda olmayabilir, fakat biri kapıyı araladığında diğerleri de geçebilir. FİLM / KİTAP Sayfa 7 HIDDEN FIGURES (GİZLİ SAYILAR), 2016 Görünmeyen Duvarlar, Açılan Kapılar Hidden Figures, 1960’lı yıllarda NASA’da çalışan üç Afro-Amerikan (Afrikalı Amerikalı) kadın bilim insanının gerçek hikayesini anlatıyor: Katherine Johnson, Dorothy Vaughan ve Mary Jackson. Film, yalnızca bir başarı öyküsü değil; ırk ve cinsiyet temelli ayrımcılığın iç içe geçtiği bir dönemde verilen bir mücadeleyi anlatarak güçlü bir tarihsel kesit sunuyor. Șunu da ekleyelim; film, Margot Lee Shetterly’nin 2016 yılında yayımlanan aynı adlı kitabından uyarlanmıştır. Kitap, NASA’da çalışan Afro-Amerikan kadın matematikçilerin tarihsel arka planını ve kurumsal yapıyı daha kapsamlı şekilde anlatıyor. Filmden daha detaylı ve belgesel niteliğinde. Film ise hikayeyi üç ana karakter etrafında yoğunlaştırarak ve tarihsel süreçleri sadeleştirerek izleyiciye daha güçlü, dramatik ve ilham verici bir akış sunuyor. İyi seyirler ve iyi okumalar. --- Demet ERBAŞ TANGHE 19 Haziran 2025’te Londra South Bank Üniversitesi’nde düzenlenen geleneksel SPE Londra Women in Energy Semineri, “Gelecek Nesil: Çözümler. İnsanlar. Enerji.” temasıyla enerji sektöründeki profesyonelleri, öğrencileri ve liderleri bir araya getirdi. Etkinlik, katılımcılara kariyerlerinin her aşamasında ilham vermek, gelişimlerine katkı sağlamak ve sektörde kadınların rolünü güçlendirmek amacıyla özenle planlandı. Programda ilham verici açılış konuşmaları, samimi bir ateşbaşı sohbeti, mentorluk ile ilgili bir panel tartışması, yedi interaktif atölye ve bir masterclass yer aldı. Açılış Konuşmaları: Yenilikçi ve Samimi Liderlik Pragma CEO’su Amy Miller, enerji sektöründe yenilikçilik ve değişime uyum sağlama becerisinin önemini vurguladı. Şirketinde edindiği tecrübelerle, kapsayıcı bir kültürün ve yeni fikirlere açık olmanın başarıya giden yolda vazgeçilmez olduğunu ifade etti. Amy Miller’ın vizyoner yaklaşımı, sektörde liderliğin stratejik ve insani yönlerini bir araya getirdi. Equinor’dan Catherine Allsop ise kendi teknik ve liderlik yolculuğundan örnekler sunarak, dayanıklılığın, mentorluk desteğinin ve kişisel değerlere sadık kalmanın kariyer gelişimindeki öneminden bahsetti. Zaman zaman hâlâ ‘imposter sendromu’* yaşadığını paylaşacak kadar içtenlikle konuşan Catherine Allsop’un mesajı çok netti: Bu tür şüpheler normaldir ve bizim kendimizi ifade etmemizi ya da bir sonraki pozisyona ilerlememizi engellememelidir. Onun bu içtenliği, dinleyiciler üzerinde güçlü bir etki yarattı. *Imposter Sendromu, bireylerin başarılarını içselleştirememesi ve yeterli olmadıklarına dair sürekli bir korku yaşamaları durumudur. Ateşbaşı Sohbeti ve Mentorluk Paneli: Deneyimden Öğrenmek BP’den Nicki Adams ve Energy Council’den Charlie Abrines’in katıldığı ateşbaşı sohbetinde, kariyer geçişleri ve liderlikte özgünlüğün önemi konuşuldu. Liderliğin her zaman tüm cevaplara sahip olmak değil, varlık göstermek ve samimiyetle hareket etmek olduğunun altı çizildi. Wood Mackenzie’den Catherine Horseman-Wilson’ın yönettiği mentorluk panelinde ise, sektörden farklı isimler mentor-menti ilişkilerinin kariyer geçişlerindeki rolünü ve kapsayıcı büyümeye katkısını tartıştı. Sponsorluk ve müttefiklik (allyship) gibi destek mekanizmalarının, özellikle kadınların geleneksel olarak erkek egemen iş kollarında ilerlemesinde ne kadar önemli olduğu vurgulandı. Sayfa 8 SPE LONDRA ENERJİ’DE KADIN SEMİNERİ: GELECEK NESİL İÇİN GÜÇLÜ BİR ADIM Sayfa 9 SPE LONDRA ENERJİ’DE KADIN SEMİNERİ: GELECEK NESİL İÇİN GÜÇLÜ BİR ADIM Atölyeler ve Uygulamalı Eğitimler: Kişisel ve Mesleki Gelişim İçin Fırsatlar ·Yapay Zeka Dünyasında İnsan Becerileri: Copper Row Coaching’den Helen Taylor’ın yürüttüğü bu oturumda, son zamanlarda yapay zekanın yön verdiği ortamlarda uyum sağlama, duygusal zeka ve dayanıklılığın artan önemi ele alındı. ·Yapay Zeka ve İş Arama: Odgers’dan Sarah Burke, yapay zekanın işe alım süreçlerini nasıl dönüştürdüğünü anlatarak, adayların değişen işe alım dünyasında nasıl yol alabileceğine dair pratik öneriler sundu. ·Yönetim Kuruluna Katılmanın Kariyeriniz İçin Yedi Faydası: Women on Boards UK’den Maria Blakley, yönetim kurulu üyeliğinin stratejik avantajlarını örneklerle aktararak bu tür pozisyonların kariyer gelişimine ve etki alanına nasıl ivme kazandırabileceğine dair bilgiler verdi. ·İş Yerinde Menopozla Başa Çıkmak: Henpicked’den Jo Lee-Morris, menopoz sürecindeki bireyler ve iş arkadaşları için kapsayıcı yaklaşım ve pratik araçlarla verimliliğin nasıl desteklenebileceği anlatıldı. ·Sunumdan Hikâyeye: Accenture’dan Jagoda Ciepla, veri ağırlıklı sunumların ilham verici hikâyelere dönüşmesi için uygulamalı öneriler sunuldu. ·Mentorluktan En İyi Şekilde Yararlanmak: Vince Pizzoni, kariyerinin farklı aşamalarındaki mentorluk deneyimlerini paylaşarak, anlamlı ilişkiler kurmak ve mentorlukla nasıl hem kişisel hem de profesyonel gelişim sağlanabileceği üzerine konuştu. ·Kariyer ve Hayat İçin Beceriler ve Müzakere: AIEN ve Shell’den Nadine Amr, Dasha Okhotnikova ve Alice Greaves’in yürüttüğü bu atölyede, özgüven inşa etme ve etkili müzakere stratejileri üzerine eğitim verildi. Masterclass: Duygusal Zekâ ve Liderlik SLB’den Christopher Banks’ın yürüttüğü masterclass’ta, duygusal zekânın liderlik ve iletişimdeki yeri tartışıldı. Etkili iletişim, empatiyle liderlik ve inovasyonun kapsayıcı bir perspektifle nasıl desteklenebileceği üzerinde duruldu. Etkinliğin Önemi ve Gelecek Perspektifi 2025 WiE Semineri, yalnızca bir konferans değil; yeniliğin, sürdürülebilirliğin ve kadınların enerji sektöründeki rolünün kutlandığı bir buluşma oldu. SPE Londra’nın kapsayıcı ve ileri görüşlü bir enerji sektörü oluşturma taahhüdü yeniden vurgulandı. Katılımcılar, sektörde bağlantı kurma, düşünme ve gelişme fırsatı buldu. Gelecek yılın semineri için 17 Haziran 2026 tarihi belirlendi bile. Eğer etkinliğe katılmak, tema veya konuşmacı önerisinde bulunmak ya da etkinliğe sponsor olmak istiyorsanız, spelondon.wie@gmail.com adresine e-posta gönderebilirsiniz. Ele alınması gerektiğini düşündüğünüz bir konuya tutkuluysanız, sesi duyulması gereken birini tanıyorsanız ya da o günün gerçekleşmesine yardımcı olmak istiyorsanız, bir sonraki seminerin şekillenmesine katkı sunmak için harika bir fırsatınız var! --- Demet ERBAŞ TANGHE Not: Bu yazı, SPE Review London Eylül 2025 sayılı bültendeki Enerji’de Kadın Semineri ile ilgili yazıdan derlenmiştir. Link: : SPE-Review-London-September-2025.pdf Önceki sayfadan devam Umut Okulu Projesi nedir ? Umut Okulu olarak eğitimde fırsat eşitsizliğini gidermeye yönelik faaliyetler düzenliyoruz. Köy okullarında desteğe ihtiyacı olan miniklere depofestlerimizde hazırladığımız destek kolileriyle ve senede 4 defa düzenlediğimiz Umut Yolculuklarımızla ulaşıyoruz. Koli yollayarak maddi anlamda destekte bulunduğumuz çocuklarımıza manevi olarak da destek vermek amacıyla düzenlediğimiz yolculuklarımızı hafta sonu olacak şekilde belirli sayıdaki gönüllülerimiz ile birlikte belirlenen okula düzenliyoruz. İki gün boyunca çocuklarımızla çeşitli atölyeler düzenleyip onlar için yanımızda götürdüğümüz materyal desteklerini de ulaştırıyoruz. Eğitim, sanat, hayal, bilim, bil bakalım, çalgı, tasarım, duvar boyama, tiyatro ve tişört boyama atölyelerimiz ile miniklerin hayal güçlerini ve el becerilerini geliştirmelerine yardımcı oluyoruz ve bunları yaparken hepimiz bolca eğleniyoruz. Sizlere benim ilk yolculuğum olan, 20-21 Aralık tarihlerinde Denizli Kocakaya İlköğretim Okulu'na gerçekleştirdiğimiz bu eğitim yılının 2. Yolculuğundan bahsetmek isterim. Bu yolculuk belki de benim ilk Umut Okulu yolculuğum olduğu için bana bu kadar güzel geliyor olabilir ama sizler de yazımın sonuna geldiğinizde bana hak vereceksiniz. Hazırsanız başlıyorum! Yolculuğumuza çıkmadan aylar öncesine dayanan bir hazırlık sürecimiz var, ilk yaptığımız şey tabii ki de şehirlerimizi hızlı bir şekilde tarayıp kriterlerimize uyan okulu bulmak. Bu aşamadan sonra ben finans sorumlusu olarak atölyelerde kullanılacak malzemelerin, çocuklara verilecek hediyelerin bütçesini çıkartıp kaynak arayışımı sürdürüyorum, ekip arkadaşlarım depo düzeni/sayımı, okulla irtibat, konaklama, yolculuk izinlerini ayarlıyor. Yolculuğumuza 3 gün kala yolculuğa katılacak olan gönüllülerimizle beraber artık kolilerimizi hazırlamaya başlıyor, yolculuğumuzdan önce birbirimizle kaynaşıyoruz. Tabii ki de yolculuğumuza katılacak olan gönüllülerimizle psikolog eğitiminden geçmeyi unutmuyoruz! Sayfa 10 UMUT OKULU PROJESİ İTÜ GÖNÜLLÜLÜK KULÜBÜ O büyük gün geliyor ve artık yola çıkma zamanı! Lakin yola çıkmadan bizim geleneklerimizden biri olan gizli arkadaş kura çekimini yapıyoruz. Peki gizli arkadaş kura çekimi ne ? Yolculuğa katılan tüm gönüllülerimizin adını bir torbaya yazıp atıyoruz, kurada bize çıkan kişiye yolculuk sonuna kadar (İTÜ’ye dönene kadar) başkası aracılığıyla hediyelerimizi ulaştırıyoruz. Sadece bir tane gizli arkadaşımız olmasına rağmen istediğimiz kişilere “özel arkadaş” olarak hediyeleri yine başkası aracılığıyla gönderebiliyoruz ki bence gizli arkadaştan daha eğlenceli olan taraf bu. Bu hediyelerin bir manası olmasına gerek yok, ister trol olsun ister manalı. Mesela bana canım arkadaşım Berkay’dan emzik kutusu gelmişti tabi ki bunu yolculuk bittikten sonra yaptığımız feedback toplantısında öğrenebildim. Sayfa 11 UMUT OKULU PROJESİ İTÜ GÖNÜLLÜLÜK KULÜBÜ Yapılan kura seçimlerinden sonra yolculuk zamanı geldi ve yaklaşık 7-8 saat içerisinde Denizli’ye vardık. Herkeste yol yorgunluğu, uykusuzluk vardı ama çocukların gülümseyen yüzlerini görecek olmanın verdiği umutla herkes hazırlandı, palyaço makyajları yapıldı ve köye doğru yola çıktık. Otobüsün perdeleri kapalı, öğrenciler okul bahçesinde meraklı meraklı beklerken işte o kutlu an geldi: otobüsten inme vakti! İlk önce palyaçolar, daha sonra sınıf sorumluları ve en son atölye sorumluları otobüsten indi ve hep birlikte iki gün boyunca en az 20 defa yapacağımız dansları yapmaya başladık. O an bir anda gözlerim doldu ve kendimi o kadar mutlu hissettim ki... İşte gönüllülüğün en güzel yanı... İlk danslarımızı ettikten sonra yolculuğa çıkmadan önce seçtiğimiz sorumluluklara göre atölyede ya da öğrencilerden iki gün boyunca sorumlu olacak sınıf sorumluluğu görevini devralıyoruz. Bir günde toplam 4 atölye olacak şekilde sıra sıra atölyelere gidiyoruz. Her sınıfın başında 3 tane sınıf sorumlusu ve atölyelerde en az 3 atölye sorumlusu bulunuyor. Bize danslarda eşlik eden palyaçolarımız atölyeleri teker teker dolaşarak çocukların mutluluğunu katlamaya çalışıyor. Her atölyeden sonra çocuklarla dans edip türlü türlü oyunlar oynayarak vakit geçiriyoruz. İlk günde çocuklarla tişört boyama, hayal, bil bakalım ve tasarım atölyelerinde ufkumuzu genişletip hayal gücümüzü serbest bırakıyoruz. 4. Atölyeden sonra çocuklarla günün son danslarını yaptıktan sonra vedalaşıyoruz ve ertesi sabah görüşmek için sözleşiyoruz. İlk günün eğlenceli ve yoğun temposunun altında ezilmekten kaçamasak da ertesi gün için enerjimizi depolamak için konaklayacağımız yere varıyoruz. Sayfa 12 UMUT OKULU PROJESİ İTÜ GÖNÜLLÜLÜK KULÜBÜ İkinci gün ilk günün yorgunluğuna rağmen tuhaf bir enerjiklik ile konakladığımız yerden ayrılıp köye doğru yola çıkıyoruz. İlk günkü gibi palyaçoları takiben sınıf sorumluları ve atölye sorumluları sırayla otobüsten inip günün ilk danslarını yapıyoruz. Daha sonra ikinci günün atölyelerine sıra sıra gidiyoruz. İkinci günde bilim, çalgı, sanat ve tiyatro atölyeleri ile çocuklara unutamayacağı güzel anılar bırakmayı hedefliyor ve bunun için çabalıyoruz. İlk günde olduğu gibi atölye aralarında danslar edip çeşitli oyunlar oynamayı unutmuyor ve eğlenmeye devam ediyoruz. En son atölyeden sonra son dansımızı edip iki gün boyunca devam eden duvar boyama atölyesinin de bitmesiyle ayrılık vaktinin geldiğini anlıyoruz. İşte en üzücü an geldi... Ayrılık vakti! Ayrılmadan önce Umut Okulu'nun gelenekselleşmiş Umut Yolu'nu yapıyoruz. Peki Umut Yolu nedir? Umut Yolu'nda tüm gönüllülerimiz karşılıklı olarak dizilip bir yol oluşturuyor. Çocuklara verdiğimiz hediyeler ve atölyelerde kendi tasarladıkları maske, taç ve tişörtlerle Umut Yolu'ndan geçiyorlar ve onlar geçerken tüm gönüllülerimiz karşılıklı olarak alkışlayarak onların adını söylüyor. Çocuklar geçtikten sonra gönüllülerimiz bir bir Umut Yolu'ndan geçerek gelenekselleşmiş Umut Yolu'nu tamamlıyor. Daha sonra yaptığımız duvar boyasının önünde toplu ve bireysel fotoğraflarımızı çekildikten sonra çocuklara ve köy halkına veda ederek hem mutlu hem de hüznün bir arada bulunduğu bir duygu fırtınası içinde İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz. Molalarla beraber 7-8 saat civarında süren uzun bir yolculuğun ardından sabah saatlerinde İTÜ'ye varıyoruz. Bazı arkadaşlarımızın aynı gün içinde vizelerinin bulunmasından dolayı bazıları tam dinlenemeden sınava giderken bazıları da dinlenmek için evlerine/yurtlarına doğru yola çıkarak yorucu ve unutulmayacak olan Umut Okulu Yolculuğunun yorgunluğunu atmaya çalışıyor. Verilen tüm emeklere değen ve unutulmayacak anlar bırakan bu yolculuğu bir de benim dilimden dinlediniz, sizlere girizgahta söylediğim gibi bu yolculuk çok güzeldi ve siz de bana hak veriyorsunuz! Sonraki Durak: Deprem Şehri Kahramanmaraş Tarih: 5-6-7-8 Mart Bize Destek Vermek İsterseniz: Umut Okulu Instagram Hesabı: umutokulu E-posta: umutokulu2010@gmail.com